• Bulanık

Derrida’dan Yapısalcılığa Eleştiriler

Ahmet Duran ARSLAN


Jacques Derrida’nın yapısöküm (deconstruction) kavramı, en temelde yapısalcı anlayışa bir tepki niteliğindedir. Buna göre hiyerarşi yerine anarşi, netlik yerine bulanıklık, mutlaklık yerine görecelik ön plandadır. Derrida “kesinlik saplantısı”na, “gerçeklik aşkı”na epey mesafelidir.


Saussure’e göre her göstergenin (sign), gösteren (signifier) ve gösterilen (signified) olmak üzere iki yanı vardır; her gösterenin ise gösterilen olarak tek karşılığı olabilir. Ancak Derrida, bir gösterenin birden çok gösterileni olabileceği gibi, bu gösterilenlerin de başka gösterilenlerin göstereni olabileceğini savunur. Mesela bir gösteren olarak Farsça “dem” kelimesinin “nefes”, “zaman”, “içki”, “kan” vb. anlamları, yani gösterilenleri vardır. Aynı zamanda burada gösterilen konumundaki “nefes” kelimesi, “yaşam”ın ya da “özgürlük”ün göstereni olabileceği gibi; “kan” da “ölüm”ün ya da “savaş”ın göstereni olabilir. Elbette örnekleri çoğaltmak mümkün.


Derrida’nın Saussure’e karşı çıktığı noktalardan biri de söz-yazı ilişkisiyle ilgilidir. Saussure’ün, “söz”ü “yazı” karşısında merkeze alan sözmerkezcilik (logocentrism) argümanına kirlenme (contamination) kavramıyla karşılık verir Derrida. Ona göre, her şey gibi insanın düşünce sistemi de -en basit ifadeyle- gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi basın-yayın organları aracılığıyla empoze edilen ideolojilerden, iletişim kurulan diğer insanların düşüncelerinden etkilenir ve saflığını yitirerek kirlenir. Ona göre, söz ile yazı birbirlerine karşı herhangi bir üstünlük taşımazlar çünkü her şey, çoktan iç içe geçerek birbirine karışmış ya da daha doğru bir ifadeyle birbirine “bulaşmış”tır.


Yapısalcıların argümanlarını açıklarken sıkça kullandıkları ikili karşıtlıklar (binary opposition) kavramı da Derrida’nın eleştirilerinden nasibini alır. Ona göre, bu karşıtlıklar yapısalcılığın çizdiği iki zıt kutup olmaktan öte birbirlerine bağımlı, birbirlerini besleyen bir yapıya sahiptir. Mesela Derrida’ya göre, “efendi” ile “köle” ya da “zengin” ile “fakir” kavramları arasında bir hakimiyetten bahsedilemez. Çünkü “efendi”, “efendi” olmayı “köle”ye; “zengin”, “zengin” olmayı “fakir”e borçludur. “Köle”nin olmadığı yerde “efendi”den, “fakir”in olmadığı yerde de “zengin”den bahsedilemez.


Peki, Derrida nerede midir? Esas anlamların, kesin hükümlerin, mutlak gerçeklerin, salt doğruların ve merkez düşüncesinin tam karşısında!


Kaynaklar


“Jacques Derrida”, Critical Theory Since 1965 (edited by Hazard Adams and Leroy Searle), 79-136, Tallahassee: Florida State University Press, 1986.


“Ferdinand de Saussure”, Critical Theory Since 1965 (edited by Hazard Adams and Leroy Searle), 645-656, Tallahassee: Florida State University Press, 1986.

Yazı Görseli: Velasquez-“Las Meninas” (1656)