• Bulanık

Diğere Dair

Yasemin ÖZTEMUR ISLAKOĞLU


Bu yazıda bahsi geçen karakterlerin gerçek hayatla fazlasıyla ilgisi vardır.

Bundan gözlerimdeki kayalık,

İçimdeki serseri buzullar

Dürtme içimdeki narı

Üstümde beyaz gömlek var…

Birhan Keskin


“Yağmur yağacak bugün. Havada bir sıkıntı var.”


Hayatta tanıdığın en beklentisiz insan kim diye sorsanız hiç düşünmeden onun adını veririm. Cinsiyetini tahmin etmeniz çok zor olmayacak. Evet, tabii ki bir kadın! Nasıl “tabi ki” onu aslında pek anlamak mümkün değil. Kadının anasının rahmine düştüğü andan itibaren 1-0 yenik başladığı oyunların oynandığı bir arena oysaki doğduğu coğrafya. Bunca kötü muameleye maruz kalıp birilerinden bir şeyler beklemek hiç mi aklına gelmedi bu kadınların?


Gencecik, su gibi güzel bir kızmış. Elli yıl önceki gençlik fotoğraflarına bakınca güzelmiş diyor insan, ne kadar da güzelmiş. Maddi imkânsızlıklar sebebiyle akşam sanat okuluna devam edebilmiş ilkokulu bitirdikten sonra. Okuma yazma bilmeyen annesi bilgisiyle, deneyimleriyle değil belki ama yüreğiyle yönlendirmiş onu. Bir mesleğin olur, altın bileziğin olur kızım demiş. Çok da yeteneği varmış ki muhteşem bir terzi oldu yıllar sonra.


Kâğıt üzerinde çok güzel bir evlilik yapmış. Büyük bir aşkla kendisiyle evlenmek isteyen okumuş, kültürlü, genç bir adam, “iyi bir kısmet” yani. Normaller, olması gerekenler böyle toplumların yazısız kuralları.


Sonrası hep yorgunluk, hep hayal kırıklıkları. Detaylar ve süreçte neler yaşandığı çok da önemli değil aslında. Benzerleri yüzlerce kitabın, şiirin, şarkının konusu olmuştur. Anlatılanları ve hatta anlatılmayanları katman katman soysanız her bir sayfadan, satırdan, notadan yurdumun başka köşesinden başka bir kadınının gözyaşlarına ait nem kokusu yükselir. Her kapalı kapının ardında umutlarla çıktığı yola mayınlar döşenmiş bir kadın hikâyesi ile karşılaşmak mümkündür bu coğrafyada.


Ben yaşım gereği hikâyeye daha sonra dâhil olabildim. Bilinçli bir yaşa geldiğim günden beridir de tökezlediğini gördüm ama hiç düşmedi, eğildi, büküldü belki ama hiç kırılmadı ve yürümekten hiç vazgeçmedi. Bazı insanlar hayata sanki sınanmak için gelmiştir. O da her gün sınanan insanlardandı. Kocaman bir “aile babası, evin direği” figürüyle birlikte çıktığını düşündüğü yolda yapayalnız tuttu çocuklarının elini, yine başka bir kadının sayesinde kendi parasını kazanarak. Tanıdığım en güçlü insanlardan biri olmasına rağmen kadın meselesi üzerine ne zaman düşünsem hep o gelir aklıma. Bir adam ülkesinin ona verdiği yetkiye dayanarak bir kadını dövmeden, sövmeden, öldürmeden ancak bu kadar soldurabilirdi.


“Yağmaya başladı bak sonunda. Ben demiştim bu havada sıkıntı var, yağmur yağacak diye.”


Dalmışım. Yağmur damlalarının burnuma düşmesiyle kendime geldiğimde hızlı adımlarla bana yetişmeye çalışıyordu. Yetmiş yıla gelmiş dayanmıştı dünyada sınanarak geçirdiği zaman ama hala çok güzeldi. Evlenmeyi düşünüyoruz demiştim ona. Verdiği cevabı bana duyurmak için son bir adımla tam yanıma kadar geldi. Kızım iyi düşün. Ben evlenirken her şeyi düşündüm sanıyordum, meğer hiçbir şey düşünmemişim.


Elli yıl önceki gencecik kız ve hayalleri: Onu çok seven bir adam, güzel çocuklar, sevgi ve sevmek ve aşk ile ilgili birçok güzel şey. Elli yıl sonra yaşanan şeylerin gözlüğü ile baktığı bu gün ise hayallerin konusunu bile açmıyor artık. Buraların en beklentisiz insanı olduğunu zaten daha önce söylemiştim. İnsanın hayatla ilgili bütün beklentilerini silip süpüren bir adamla ömrünü geçirmesi oldukça acı bir şey olsa gerek. Elini tuttum, ıslanmamak için sığındığımız otobüs durağından çıkardım onu. Yağmur durmuştu. Güneş bulutların arkasından çıkacak gibiydi.


“İyi düşünürüm. Söz.”


Yıllar önce dayandığı omuzun ona güç vermeyeceğini anladığında başını örtmeye ve namaz kılmaya başlamıştı. Ne yaşarsa yaşasın hiç ağlamadı. Nasıl hiç ağlamaz insan? Maneviyat benim doktorum oldu derdi hep ve ruh sağlığını bu hamleye borçlu olduğunu düşünürdü. Bunun faydası olmuş olabilir mi gerçekten? Bir yandan da saçının teli görülmesin gibi bir derdi hiç olmadı, babamın yanında hiç başını kapatmadı mesela Allah beni affetsin o benim öz kardeşim kadar kardeşim dedi savururdu başındaki örtüyü evimize gelir gelmez.


Minik bir gökkuşağı da belirdi sanki. Hiç beklemediğimiz bir şeydi (ülkemizin bize hiç vermediği bir yetkiye dayanamayacağımız için hiçbir şey beklememeye programlandığımızdan değil). Hiç yağmur yağmamışçasına açıldı gökyüzü. Islanmış ağaçlar, yollar, ayaklarımızı sokmamak için özen gösterdiğimiz şehir bölge planlama harikası su birikintileri olmasa yağmurun yağdığına kimse inanmazdı.


Konuyu kapattık. Sessizce ama güzelleşen havanın tadını çıkararak bizim eve geldik. Başındaki örtü odanın bir kösesine savruldu her zamanki gibi. Babam nar soymuştu. Bir kaşık almasıyla üzerindeki güzelim beyaz gömleğin kırmızı noktalarla süslenmesi bir oldu. Ardından boğuk bir ses duyduk, dönüp yüzüne baktım, ağlıyordu. Giderek yükselen bir ivmeyle hıçkıra hıçkıra ağladı. Bembeyaz gömleğinin nar lekesi olmasına mıydı bu gözyaşları? Bilemedik hiç.



Görsel: Sally, Euan Uglow, 1967