• Bulanık

Yazarlardan Kurmacayla İlgili Düşünceler - 3

Derleyen: Muhsin Çelik


Tuna Kiremitçi


Genellikle sıradan insanların trajedilerini, günümüz toplumundaki kadın-erkek ilişkilerinin açmazlarını ve yaşlanmanın melankolisini hüzünlü, yer yer de gülümseten bir anlatımla işlediği romanları, Profesör Gürsel Aytaç tarafından Türk edebiyatında "romantik ironi" örnekleri olarak değerlendirilmiştir.


Yazmaya Başlama Serüveni


“Yirmi dokuz yaşına geldiğimde bir şeyler ters gitmeye başladı. Vokalistliğini ve gitaristliğini yaptığım grup dağılmıştı, o ara okuldan atılmış üstüne bir de kız arkadaşımdan ayrılınca kötü bir döneme girmiştim. Babam üzüntülü olduğumu fark etmiş olacak ki bana yazmamı önerdi. Önce kısa bir öykü yazdım. Öykü uzamaya başladı novellaya dönüştü. Baktım daha uzuyor bu sefer roman halini aldı.”


Dramatik Yapı


“Bir yazı için iyi ya da kötü demek kolay bir şey değil, tartışmalı bir mesele. Ama dramatik yapıyı iyi kuran yazarların birkaç adım önde olduklarını söyleyebiliriz. Bazı romanlar vardır, çok hızlı başlar, merak uyandırır ama ilerledikçe sıkmaya ve itmeye başlar. İşte bu romanlardaki temel sorun dramatik yapının iyi kurulamamasıdır. Romanı okurken bizim sıkılmamamızı sağlayan temel etken dramatik yapıdır.”


Dramatik Yapı Nedir?


“Çatışmalarla kurulu bir yapıdır. Bir sınıf düşünelim, hoca sınıfta ders anlatıyor. Bir öğrenci de durmadan şaklabanlık yapıyor. Hocanın uyarılarına rağmen çocuk devam ediyor. Diğer öğrenciler gergin. Öğretmen dayanamıyor ve öğrenciye vuruyor. Ders bitiyor ama haftaya hocanın yine dersi var. Bir daha ki haftaya hocayla öğrenci tekrar karşılaştığında nelerin olacağı merak konusu. İşte bu merak aslında bir tür dramatik yapıdır.”


Dramatik Yapıya Dair Bir Anı


“Hava yağmurlu. Bir taksi arıyorum. Hangisine el etsem durmuyor. Dolu geçiyorlar. Sonunda biri durdu. Normalde hiçbir taksiciyle siyasi meselelere girmem ama o gün olacağı tuttu. Taksici ‘Abi nasıl buluyorsun bu hükümetin yaptıklarını?” dedi. Baktım aynanın kenarında Davutoğlu’nun fotoğrafı var. Tayyip Erdoğan taraftarı gördüm ama ilk defa Davutoğlu hayranı biriyle karşılaşıyorum. O zaman yeni başbakan olmuş. Ben de biraz hayalperest buluyorum. Biz Bulgaristan’dan gelmeyiz. O ara Bulgaristan’a gitmiştim. Konuşmasında “Yeni Osmanlıcılıktan bahsediyor. ‘Tekrar bir olacağız, yeniden güçlü olacağız, el ele vermeliyiz.’ Bulgaristan’daki bir arkadaşım bana dönüp ‘İçmiş mi bu?’ diye sordu. ‘Davutoğlu içki kullanmaz,’ dedim. Bana baktı güldü. Bunları bildiğim için taksiciye Davutoğlu’nun realist olmadığını anlatmaya çalıştım. Taksici aynadan bana baktı. Hafif bir ses tonuyla ‘Abi,’ dedi ‘sizin oradakilerin Türklüğünde, Müslümanlığında sorun var değil mi?’ dedi. Ortalık gerildi. Bir süre sessizlik oldu. Ben ‘Sen nerelisin?’ dedim. ‘Orduluyum,’ dedi. Öyle deyince, ben de Ordu’yu çok severim. Her gittiğimde severek dolaşırım. Çok güzel memleket, dedim. Taksici ‘Değil mi ama Abi’ dedi. Ortalık birden yumuşadı. Başladık konuşmaya. Sonunda adam ne desin, ‘Abi biz de Gürcü’yüz aslında,’ Sonunda muhabbet koyulaştı ve biz sarılarak ayrıldık.”


Climax ve Katarsis


“Bu anı üzerinden dramatik yapının iki terimini örnekleyebiliriz. İlki “Climax” yani gerginliğin en zirve yaptığı nokta, yani taksicinin ‘Abi sizin oradakilerin Türklüğünde, Müslümanlığında sorun var değil mi?’ dediği an. Bir de “Katarsis” var. O da gerginliğin sona ermesi ve tatlıya bağlanması, yani taksicinin ‘Abi biz de Gürcü’yüz aslında’ deyip birbirlerine sarıldıkları an.”